24 Şubat 2009 Salı

Kelime-i Tevhid

La ilahe illallah zikri cok ozel bir zikirdir. Zikrin tavsiye edilen sekilde cekilmesi, faydasini en ust duzeye cikarir. Kardesimizin de belirttigi uzere tum peygamber ve evliyalar bu tevhid kelimesini en guzelinden inananlarin gonullerine naksetmeye var gucleriyle calismislardir.

La ilahe - illallah iki kisimdan olusur.
1.kisim (la ilahe) tapinilacak ilahlar olmadigini belirterek Allah' a imanin tenzih (Hicbirseye benzememesi) yonunu vurgular.
2.kisim (illallah) var olarak algilanan varligin onun tecellilerinden olustugu ve ondan gayri olmadigi vurgulanarak teşbih (benzerlik) yonu vurgulanir.

Musevi mesrep agirlik kazanirsa 1 kisim kiside acilim yapar. Ya da 1.kisim agirlikta acilim yapmissa (esma terkipleri itibariyla) musevi mesrep yonu agir basar.
İsevi mesrep agirlik kazanirsa 2. kisim kiside acilim yapar. Ya da 2..kisim agirlikta acilim yapmissa (esma terkipleri itibariyle) isevi mesrep yonu agir basar.
İste Muhammedi mesrep ise tenzih ve teşbih yonlerini birler. La ilahe illallah'in hakikatine birlik bilincini idrak edebilenler ulasabilir.

Aslinda inananlarin aralarinda fark olarak algiladiklari mesele, bundan ibarettir.
Dag ayni dagdir. İnis ve cikis ayni daga aittir. Zirve La ilahe illallah 'tir.

Allah cumlemizi bu zirve ve bakis acisindan tum olay, duygu ve dusunceleri idrak etmeyi nasip etsin. (Amin)

Selam ve muhabbetle.

19 Kasım 2007 Pazartesi

İŞTE İNSAN

İnsan ne büyük bilinmez.
Ne kalıbı belli ne sınırı
Ölçümü en zor yaratılmış.
Değerleri belirleyen bir kantar,
Belirlediği değerlere anlam yükleyen,
Bu anlamlara göre bir senaryo yazan
Baş figüranı hep kendisi.
Merkezinde dünyasının
Egolarının bomba yüklü deposu.
Öncelikleri kendini koruyup kollaması gereken.
Dedi idi, kodu idi, ne oldu ne bittisi bitmeyen.
Kelimeler ve anlamlar evreninin kutlu hakimi.
Pimini çekmeye her an hazır, bir o kadar kırılgan ve mahcup.
Sessizliğin bombardımanında bir yalnız sakin.
İşte insan..

SONA DOĞRU

Değerli Dostlar
Asırlar boyu, hatta milyonlarca yıldır bir sona doğru gidişten bahsedilir. Neye göre ve neye nisbetle. Kimbilir kaçıncı kıyametini yaşadı ve yeniden varoldu sonsuz sınırsız evren ve insanlık. Bizlere bildirildiği kadarıyla anlayabilmekte ve idrak edebilmedeyiz yaşamı ve sonunu.

Ancak gerçek olan şu ki bir sona doğru hızlı adamlarla yaklaşıyoruz. Bu değişmeyecek bir kural.

Ve yapmamız gereken çok iş var. Öncelikle değişmek. Bulunduğumuz nokta ile yetinmeyip daha iyi bir çizgiye çekebilmek yaşamı. Ben böyle değerlendiriyorum yaşamı. Her an yeni bir şanda olmasıyla güzele doğruya saflığa ve aydınlanmaya bir yönelişe mecburuz. Başka alternatif yok. Çünkü tek mutlak gidişat bu.

Gidilecek ve geçilecek kapı bir. Verilecek hesaplar belli. Kur'an ve Peygamber Efendimiz (SAV) eşliğinde alınabilecek bir yol. Bunu idrak edip, hesabımızı şimdiden yapmamız gerekiyor. Herkesin kıyameti yaklaşıyor. Herkesin bedensel ölümü, küçük kıyameti.

Ne mutlu ki ölmeden önce ölerek kıyameti en hafifinden atlatanlara. Nefsinden geçip Allah'a teslim olabilenlere.

Ey nefsim dinle ve ders al. Yoksa çook geç olacak.

16 Kasım 2007 Cuma

ZAMAN VE BİLGİNİN HAKKINI VERMEK

Her yaradılan oluş, nesne, vak’a, hissediş, duyuş ve görüşün Hak’kını vermek, Hakkını eda edebilmek gereklidir. Bugün işe gelirken bunu düşündüm. Acaba zamanın Hakkını tam anlamıyla verebiliyor muyuz diye.

Esas olan herşeyin hakkını verebilmektir. Bu konu oldukça içerikli bir konu. İnşallah zaman içinde yeri geldikçe ele almaya çalışırız. Ancak günümüz insanının en fazla üzerinde kalan haklardan birinin ‘Zamanın Hakkını Verme’ kavramı olduğunu düşünüyorum.

En güzel eda şekli, tefekkür etmek olsa gerek. Düşünmek, değerlendirmek ve varlığın asli sebeplerine akıl yormak. Bilim bilim diyoruz, ancak bilimin, Allah’ın alim sıfatının insandaki tezahürü konusuna kafa yormuyoruz. Bilim-akıl ve imanı maalesef bütünlemede zorluk çekiyoruz. Reddedişler getiriyor bu husus da doğal olarak.

Evet, bilimin akla, dinin de kalbe hitap ettiğini söyleyenlere sözümüz: Birleyebilmektir herşeyin özünü, tasavvuf tasavvuf dediğimiz işte BİRlemektir her zıt sandığımızı. Zıtlar vardır ama zıtlık asla…

Tefekkürün, bilginin ve imanın hakkını El-an ve her ZAMAN verebilmek dileğiyle…

Sevgi ve muhabbetle.

EN DOĞRU SALİH RÜYA

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki (SAV):

‘Sizden biriniz hoşuna gidecek bir rüya görürse, bu rüya Allah’tandır. Onun için Allahu Teala’ya hamdetsin ve onu söylesin.’

‘Beni rüyada gören kimse, uyanık iken de görecektir veya görmüş gibidir. Zira şeytan benim suretime giremez.’

‘SİZDEN HANGİNİZ DOĞRU SÖZLÜ İSE ONUN RÜYASI DA EN DOĞRUDUR.’

‘Mümin bir kulun müjdesi, salih rüyalardır.’ O halde rüyalarımızın gerçekleşmesini istiyorsak, doğru sözlü olmalıyız. Günahtan, haramdan, yalan ve gıybetten ve yüce dinimizin yasakladığı şeylerden uzak durmalıyız.

Kişi salih olursa rüyası da salih olur. Kişi Rabbi kerimine kulluk eder, Rabbini severse, Rabbi de onu ilahi müjdelerle rızıklandırır inşaallah....

Sevgi ve muhabbetle..

MERHAMET

Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:

"Merhameti olanlar... Bunlara Rahmân olan Allah merhamet eyler. Yerde olanlara merhamet ediniz ki, göktekiler de size merhamet edeler."

İnsanlar şefkat ve merhamet sıfatlarına bürünürse, yaratılana karşı şefkatli ve merhamet sahibi olursa, merhametli ve Rahman olan Allah'ın bu sıfatları da o kulda tecelli eder, dolayısıyla da Allah'ın rahmetini kazanmış olur.

Sadrettin Konevi Hz.nin dediği gibi yavaş yavaş ondan gelen rahmet esintisi önce ruhunu sarar; sonra derece derece bütün dış yapısını kaplar. Ama dış temiz olunca... Ama şer'î hükümler onda eksiksiz tatbik edilince. Aksi halde, gelmiş olsa dahi kaçar gider.

KIYAMET NE ZAMAN KOPACAK?

Kıyametin ne zaman kopacağını Allah'tan başka kimse bilemez. Cenab-ıHak, peygamberler, veliler, melekler dahil hiçbir yaratığına bildirmemiştir. Kendisine saklamıştır. Bu hususu Kur'an-ı Kerim açıklamaktadır.

"(Resulüm) Senden Kıyametin ne vakit olacağını soruyorlar. De ki:O'nun bilgisi ancak Rabbimin yanındadır. Onu, vaktinde Allah'tan başka kimse açıklamaz. Kıyamet hatırası göklere de yere de ağır basmıştır. O size ansızın gelir. Sanki sen onu bilmiş de(saklıyormuşsun) gibi sana soruyorlar. Onlara de ki: Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler." (ArafSuresi 187)

KIYAMET ALAMETLERİ

İslam alimleri, "kıyamet alametlerini "küçük" ve büyük" alametler diye iki kısımda incelemişlerdir.

Küçük Alâmetler : Kıyamet gününün yaklaşmakta olduğunu haber veren belirtilerdir.

Dünyada iktisadi durgunluklar, sıkıntılar ve kıtlıklar olacaktır. Faiz yiyenler çoğalacak, helal ile haram karışacak. Fitne ve şer ehli, hak ehline galebe çalacak. Günahlar açıkça işlenmeye başlayacak, homoseksüellik salgın haline gelecek. Zenginlere sırf zenginliğinden dolayı itibar edilecek, namus ve insaf erbabı aciz kalacak, iftira artacak, şerefli insanlar hırpalanacak. Namaz büyük bir yük ve külfet sayılacak. Kadınların saltanat devri başlayacak. Emanetlere ihanet edilecek .Kur'an okuyanlar, mal, mülk ve servet toplama heveslisi olacak.

Büyük Alâmetler : Kıyametin kopacağına dair son belirtilerdir.

Duman : Kıyamet kopmadan önce bütün dünyayı saracak. " O halde,semanın apaşikar bir duman getireceği günü gözetle" (Duhan Suresi :10)
Deccal : İlah olduğunu ilan eden, kısa boylu tek gözlü bir melun. "İlâh O değil benim derse, onu derhal Cehennem ilecezalandırırız." (Enbiya suresi : 29)
Dâbbetü'l-arz : Yerden çıkacak, insanlara Allah'a inanmayın diyecek.
Güneşin batıdan doğması : Kıyametin en son ve en büyük alameti
Hz. İsa'nın İnişi : İsa A.S.'ın Deccal yanlılarını öldürmesi
Ye'cüc ve Me'cüc : Dünyayı fitne ve fesat dolduran bir millet
Doğuda bir çöküntü
Arap yarımadasında bir çöküntü
Yemende bir ateş