16 Kasım 2007 Cuma

ZAMAN VE BİLGİNİN HAKKINI VERMEK

Her yaradılan oluş, nesne, vak’a, hissediş, duyuş ve görüşün Hak’kını vermek, Hakkını eda edebilmek gereklidir. Bugün işe gelirken bunu düşündüm. Acaba zamanın Hakkını tam anlamıyla verebiliyor muyuz diye.

Esas olan herşeyin hakkını verebilmektir. Bu konu oldukça içerikli bir konu. İnşallah zaman içinde yeri geldikçe ele almaya çalışırız. Ancak günümüz insanının en fazla üzerinde kalan haklardan birinin ‘Zamanın Hakkını Verme’ kavramı olduğunu düşünüyorum.

En güzel eda şekli, tefekkür etmek olsa gerek. Düşünmek, değerlendirmek ve varlığın asli sebeplerine akıl yormak. Bilim bilim diyoruz, ancak bilimin, Allah’ın alim sıfatının insandaki tezahürü konusuna kafa yormuyoruz. Bilim-akıl ve imanı maalesef bütünlemede zorluk çekiyoruz. Reddedişler getiriyor bu husus da doğal olarak.

Evet, bilimin akla, dinin de kalbe hitap ettiğini söyleyenlere sözümüz: Birleyebilmektir herşeyin özünü, tasavvuf tasavvuf dediğimiz işte BİRlemektir her zıt sandığımızı. Zıtlar vardır ama zıtlık asla…

Tefekkürün, bilginin ve imanın hakkını El-an ve her ZAMAN verebilmek dileğiyle…

Sevgi ve muhabbetle.